|
***ANCAK AŞIKLAR GERÇEK ŞAİRLERDİR***
/ MURAT SAĞBAŞ -->
YENİ ADRESİMİZE TAŞINDIK:
http://www.muratsagbas.com
|
|
Şiir; vefasızlığa, unutmaya ve unutulmaya isyan; aşka,sonsuzluğa,samimiyete davet; ilahi terennümlerle gönlümüze nakşedilen hazinelerin, halkla paylaşılması gayesiyle Hak tarafından kalplere ilham olunan hakiki aşkın ifade seçeneklerinden en harikulade olanıdır...
Değerli dostlar; bu sitede yayınlayacağımız her yazı,her şiir,bir gönül sedası,bir sevda yarası,bir coşkun ırmak çağıltısı olacaktır..
|
|
SÖZÜN ÖZÜ:
Gavs (k.s) buyurdular ki:
İnsan ne kadar fakir, ne kadar abdal, ne kadar nefsini yenmiş ve vücudunu zail etmişse Rabbü’l-Âlemin’in yanında o kadar makbul, o kadar sevgili olur.
"Bilge Kral" Aliya İzzetbegoviç, yüzyılımızın yetiştirdiği ender düşünürlerden biri. Onun Doğu ve Batı'nın kültürel kodları arasında yaptığı mukayesede gösterdiği yeteneğin uluslararası diplomasi alanında da kör ihtirasların ve bencil çıkarların körelttiği zihinlere yeni ve aydınlık ufuklar açacak düzeyde olduğunu anlamamız için Bosna-Hersek'te hepimizin müşahede ettiği trajedinin yaşanması gerekirdi.
Bu yüzyılın başlarında Hind yarım kıtasında nasıl Muhammed İkbal Doğu İslamı'nın derin ve şiirsel bir soluğu oldu ise, onun gibi aynı yüzyılın sonlarında Aliya İzzetbegoviç de Batı İslamı'nın soluğu olmaya aday bilge bir kişiliktir.
Aliya İzzetbegoviç kimdir?
Aliya İzzetbegoviç / Boşnak Lider (d. 1925, Samaç - 19 Ekim 2003, Saraybosna )
İzzetbegoviç 24 yaşında İslâmcılık suçundan 5 yıl hapis yattı. Cezaevinden çıktıktan sonra önce hukuk, sonra ziraat fakültesini bitirdi. 25 yıl avukatlık ve bir inşaat firmasında yöneticilik yaptı. 1970 yılında İslâm Manifestosu adlı bir kitap yazdı. Bu kitap 1983`te kovuşturmaya uğradı. 12 Müslüman aydınla birlikte tutuklandı. 1950 öncesinde kurulmuş olan Mladi Müslümani adlı örgütü yeniden örgütlemek suçundan 14 yıl hapse mahkum edildi. Mahkumiyetini çekerken, Yargıtay bu cezayı 11 yıla indirdi.
1989 yılında Yugoslavya`nın dağılma süreci sırasında ilan edilen af sonucu özgürlüğüne kavuştu. 1990 yılında İslam Manifestosu`nu yeniden bastırdı. Bu kitap İzzetbegoviç`in İslâmi kimliğinden ziyade, siyasi kararlılığının ve mücadelesinin bir simgesi oldu.
1990'da ortak yönetimin başkanı seçilen İzzetbegoviç, 1992-1995 Bosna Savaş'ında anahtar rol oynayan isimler arasında yer almış, sağlık sorunları nedeniyle 2000 yılında başkanlıktan ve partisinin başkanlığından çekilmişti.
Daha önce iki kez kalp krizi geçiren İzzetbegoviç, 10 Eylül 2003'de evinde aniden bayılması ve düşerek 4 kaburga kemiğini kırması üzerine hastaneye kaldırılmıştı. 78 yaşındaki Boşnak lider, daha sonra iç kanama geçirmişti.
Eski Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç, Saraybosna hastanesinde 19 Ekim 2003 günü vefat etti.
Vefatının 23. sene-i devriyesinde Üstad NECİP FAZIL KISAKÜREK'i rahmetle anıyoruz.
Üstada ithafen hazırladığımız sitemizin linki aşağıdadır.
http://necibfazil.tripod.com/
BİR ŞİİR:
BİRLİK
Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz.
Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz;
Düşer mi tek taşı sandın harim-i namusun,
Meğer ki harbe giden son nefer şehid olsun.
Şu karşımızdaki mahşer kudursa, çıldırsa,
Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa,
Bu altımızdaki yerden bütün yanardağlar
Taşıp da kaplasa âfakı bir kızıl sarsar,
Değil mi cephemizin sinesinde iman bir;
Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir;
Değil mi ortada bir sine çarpıyor, yılmaz,
Cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz!
Mehmet Akif ERSOY
Vefatının 69. yılında üstad Mehmet Akif'i rahmetle anıyoruz.O'nun anısına ayrı bir sayfa hazırladık.
|
LİNKLER BÖLÜMÜNÜ MUTLAKA ZİYARET EDİN.İLGİNÇ BULACAĞINIZ ŞEYLER VAR...AYRICA TÜM NAMAZ SÛRE VE DUÂLARI DA EKLENDİ.
ŞİİR ZİYAFETİ
KAN TUTAR
Süleyman Arif Emre
Leblerimle emrine âmâdedir cânım benim
Alda bir bûseyle öldür haydi cânânım benim
Lâl olur birden dilim bilmem neden görsem seni
Görmesem kalmaz karârım dinmez efgânım benim
Hasta gönlüm çok zamandır iftirâkından harâb
Olmadım bir lahza rahat geçti devrânım benim
Mübtelâyım bir ümitsiz gizli derdin zehrine
Bu sebepten her geçen gün düştü dermânım benim
Yok teselliden nasîbim vermeyin zahmet bana
Etmeyin bunca eziyet az mı hicrânım benim
Kantutar sen her bakışta kastedersen cânıma
Yâremi sar melhem ol da akmasın kânım benim
Arif Emre her ne etse râzıdır fermânına
Sahibimsin hem efendim hemde sultânım benim
Nat-ı Şerif
Sultân-ı rüsûl, şâh-ı mümeccedsin efendim
Bî-çârelere devlet-i sermedsin efendim
Dîvân-ı İlâhîde ser-âmedsin efendim
Menşûr-ı le'amrüke müeyyedsin efendim
Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammedsin efendim
Hakdan bize sultân-ı müeyyedsin efendim
Tâbiş-dih-i ervâh-ı mücerred güherindir
Mâlişgeh-i ruhsâr-ı melik hâk-i derindir
Ayîne-i dîdâr-ı tecellî nazarındır
Bû Bekr Ömer, Osmân ü Ali yârlarındır
Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammedsin efendim
Hakdan bize sultân-ı müeyyedsin efendim
Hutben okunur minber-i iklîm-i bekâda
Hükmün tutulur mahkeme-i rûz-i cezâda
Gül-bâng-i kudûmun çekilir Arş-ı Hudâda
Esmâ-i Şerîfin anılır arz u semâda
Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammedsin efendim
Hakdan bize sultân-ı müeyyedsin efendim
Ol dem ki velîlerle nebîler kala hayrân
Nefsî deyü dehşetle kopa cümleden efgân
Ye's ile usâtın ola ahvâli perîşân
Destûr-ı şefâatle senindir yine meydan
Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammedsin efendim
Hakdan bize sultân-ı müeyyedsin efendim
Bir gün ki dalıp bahr-ı gama fikrete gittim
İlden yitirip kendimi, bî-hodluğa yitdim
İsyânım anıp, âkıbetimden hazer itdim
Bu matlâ'ı yâd eyledi bir seyyid işitdim
Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammedsin efendim
Hakdan bize sultân-ı müeyyedsin efendim
Ümmîddeyiz ye's ile âh eylemeyiz biz
Ser-mâye-i îmânı tebâh eylemeyiz biz
Bâbın koyup ağyâre penâh eylemeyiz biz
Bir kimseye sâyende nigâh eylemeyiz biz
Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammedsin efendim
Hakdan bize sultân-ı müeyyedsin efendim
Bî-çâredir ümmetlerin isyânına bakma
Dest-i red urup, hasret ile Dûzâha kakma
Rahm eyle amân, âteş-i hicrânına yakma
Ez-cümle kulun Gâlib-i pür-cürmü bırakma
Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammedsin efendim
Hakdan bize sultân-ı müeyyedsin efendim
Şeyh Galib
Ey Sultân-ı Selâtîn (s.a.s) / Muhammed Lütfi
Ey Şâhid-i Mukaddes Hûrşid-i âlem-ârâ
Geysülerin muhammes ebrûlerin dilârâ
Zülfün teline kıymet olmaz cihân serâser
Neşreylemiş dû-kevne mûyin anber-i sârâ
Ey Nûr-i Hak Muhammed Sûre-i Vedduhâ'da
Vasfeylemiş seni Hak, tarif eder seni Teâlâ
Âyât-ı beyyinâtda ism-i şerîfin Ahmed
Bütün âleme Rahmet gönderdi zâtı Mevlâ
Bu mevcûdât vücûdı mevcûduna sebepsin
Ey me'haz-i hidâyet ey dergeh-i Muallâ
Ey Sultân-ı Selâtîn, ey âlem-i bevâtîn
Ey Hâtem-i risâlet, ey matla-ı tecellâ
Ey Hurşid-i Şefâat gözler seni her ümmet
Ey Merkez-i saâdet senden budur temennâ
Virânı mamur eyle, mahzûnu mesrûr eyle
Ey mâden-i hidâyet mürdeyi eyle ihyâ
Bu ümmet-i Muhammed halkolmazdan mukaddem
Va'deyledin şefâat, şefâatin müheyyâ
Esrâr-ı kâbe kavseyn kıldı seni mübeşşer
Kerim ismine mazhar menzil-gehin ev ednâ
İlm-i ezelde sâbit nâm-ı pâkin Muhammed
Ey Mahmûd-ı teâlâ indallah kadri vâlâ
Biz ümmet-i Muhammed şöhretiyle halkolduk
Bu nâmı bizden alma mübeşşer-i feterdâ
Lütfî kapunda elyevm bir bende-i alîldir
Ey menba-ı merâhim merhametindir ibkâ
Muhammed Lütfi (Alvarlı Efe)
ŞEMAİL
Ne uzun ne kısa kararında boy
Soyu İbrahim'den, ne asil bir soy
Saçları hoş, siyah, dalgalı bir koy
Kemâlini giydir beni benden soy
Varlığın ma'şuku cemâlin göster
Bu kul varlığından soyunmak ister
Güneş pervanesi o güzel yüzün
Nûrundan ışığı vardır gündüzün
Solmaz bir gül rengin ne kış, ne güzün
Tecellî ediyor yüzünde özün
Hasretim, yanarım yüzünü göster
Kölen bu devletle avunmak ister
Simsiyah gözlerin âhu misalin
Daim Hakk'a bakar, her an visalin
Beyazı ölçüsü gözde kemâlin
Kaşların sûreti gökte hilâlin
Râzıyım rüyada yüzünü göster
Âşık ma'şukuna can sunmak ister
Omuzlar yapılı düzgün el ayak
Boynu güzel, düzgün, gümüşten berrak
Göğsünden inen kıl zarif bir yaprak
Benden mutlu sana sarılan toprak
Azatlık istemem cemâlin göster
Elim ellerine dokunmak ister
Bir tutam sakalın birkaçı beyaz
Göbeksiz vücûdun serin kış ve yaz
Canımı yoluna kurban etsem az
Dostlar defterine köleni de yaz
Açıver kapını yüzünü göster
Gönül hasretinden yakınmak ister
Duyular mükemmel, dişleri inci
Kokusuna tutkun yaşlısı genci
Yürürken koşmadan olur birinci
Kapına gelmiş bir garip dilenci
Açıver ne olur yüzünü göster
Garip ayağına kapanmak ister
Yukardan aşağı heybetle iniş
Yürüyüşünde var hep bu görünüş
Adetin baktığın tarafa dönüş
Bize nasip olsun hayırlı bir düş
Kerem et ne olur yüzünü göster
Kim böyle bir düşten uyanmak ister
Nübüvvet mührünün sırtında yeri
Mühürlemiş Rabbim eşsiz değeri
Görmesinde eşit ön ile geri
İpek mi, hayat mı, bu nasıl deri
Bir dokunabilsem, yüzünü göster
Kölen seyre dalıp bir kanmak ister
Seni ilk görenler korku çekermiş
Sonradan alışır hemen severmiş
Benzerini asla görmedim dermiş
Erenler yolundan giderek ermiş
Benzeri bulunmaz yüzünü göster
Gönüller nûrunla yıkanmak ister
Peygamber mümine kendinden yakın
Bu büyük bir lutfu Cenâb-ı Hakk'ın
Eşleri annemiz, unutma sakın
Ehl-i Beyt'e karşı edebi takın
Sevgilim, Efendim yüzünü göster
Rûh onun rengiyle boyanmak ister
Zâtının nûrundan vermiş sana can
Hılkate rûhunla başlamış Rahman
Yusuf'ta yok sende olan hüsnüân
Ahlâkındır senin mûcize Kur'an
Alemlere rahmet cemâlin göster
Kölen rahmetine sığınmak ister
Ümmetin üstüne titreyen sensin
Müjdeci, uyaran, gel diyen sensin
Kulunu Allah'a sevdiren sensin
Geceyi gündüze çeviren sensin
Ey Hakk'ın şahidi yüzünü göster
Kul şehâdetinle tanınmak ister
Allah'ı, cenneti umanlar için
En güzel örneksin uyanlar için
Kalbini zikirle yuyanlar için
Hakk'ın yeminini duyanlar için
Ey en güzel örnek yüzünü göster
Fakir bu zîneti takınmak ister
Hakk'ın halîlisin, habîbi sensin
Gönüllerin eşsiz tabîbi sensin
En güzel hutbenin hatîbi sensin
Ümmetin en büyük nasîbi sensin
Aşkımın Leylâsı yüzünü göster
Mecnun seni gözden sakınmak ister
En güzel, en üstün ahlâk senindir
Cömertlikte kemâl elhak senindir
Şefâatte en son durak senindir
Mi'rac senin, Refref, Burak senindir
Sen gördün, bize de cemâlin göster
Pervane şem'ine hep yanmak ister
24-1-1992 de
Mekke'de tamamlandı.
HAYREDDİN KARAMAN
...YUKARI
|
|
|
............GÖNÜLLERİN DOSTLUĞU: ŞİİRLER
RADYO15'İ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ
HÜR TOPRAK
Günün düştüğü mağrib tepesinde
Alev saçlı bulutlar ülkesinde
Taşların altına döndüğü bu yer
Ceddin hakiki aşkı bulduğu yer
Çökmeden karanlık ufkun bağrına
Huzur serpilir Fatih diyarına
Tabiat ilahi vecd ile meftun
Belki de bu yerde şüheda medfun
Serabı andıran sisli manzara
Benzer tarihten şanlı sayfalara
Gurubun rengi mi dağlara vuran
Mehmetçik mi yoksa karşımda duran
Bir damla kan gibi düşüyor güneş
Dağ gibi neferin düşüşüne eş
Maziyi dağlara fısıldar sanki
bu tepe! Anlardan öyle bir an ki
Gözlere yürüyüp gururla yaşlar
Mağrur hür toprağa akmaya başlar
Karanlık çökünce ovaya,dağa
Arşa yükselir bu gönülden dua
Ey vatan toprağı güneşten sıcak!
İstiklal güneşin hiç batmayacak!
Murat SAĞBAŞ
Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
Bir kimsenin câmide cemaatle kıldığı namaz, işyerinde ve evinde kıldığı namazdan yirmi küsur derece daha sevaptır. Şöyleki bir kişi güzelce abdest alır, sonra başka hiçbir maksatla değil, sadece namaz kılmak üzere câmiye gelirse, câmiye girinceye kadar attığı her adım sebebiyle bir derece yükseltilir ve bir günahı bağışlanır. Câmiye girince de, namaz kılmak için orada durduğu sürece, tıpkı namaz kılıyormuş gibi sevap kazanır. Biriniz namaz kıldığı yerden ayrılmadığı, kimseye eziyet etmediği ve abdestini bozmadığı müddetçe melekler:
Allahım! Ona merhamet et!
Allahım! Onu bağışla!
Allahım! Onun tövbesini kabul et! diye ona dua ederler.
Kaynak: Riyazü-s Salihin
MÜSLÜMANIN HAYAT ÖLÇÜLERİ BÖLÜMÜ - hadis no:25
Seccadeden kumlardı;
Devirlerden, diyarlardan
Gelip göklerde buluşan
Ezanların vardı!
Mescit mü'min, minber mümin;
Taşardı kubbelerden Tekbir,
Dolardı kubbelere;amin!;
Ve mübarek geceler, dualarımız,
Geri gelmeyen dualardı;
Geceler ki pırıl pırıl,
Kandillerin yanardı!
Kapına gelenler, ya Muhammed,
Uzaktan, yakından-
Mü'min döndüler kapından!
Besmele, ekmeğimizin bereketiydi;
İki dünyada aziz ümmet,
Muhammed ümmetiydi.
Konsun -yine- pervazlara
Güvercinler;hu hu'lara karışsın
Aminler;
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fatihalar, Yasinler!
Şimdi seni ananlar,
Anıyor ağlar gibi;
Ey yetimler yetimi,
Ey garipler garibi;
Düşkünlerin kanadıydın,
Yoksulların sahibi;
Nerde kaldın ey Resul,
Nerde kaldın ey Nebi?
Günler, ne günlerdi, ya Muhammed;
Çağlar ne çağlardı;
Daha dünyaya gelmeden
Müminlerin vardı;
Ve birgün, ki gaflet
Çöller kadardı,
Halime'nin kucağında
Abdullah'ın yetimi,
Amine'nin emaneti ağlardı!
Hatice'nin koncası,
Aişe'nin gülüydün.
Ümmetinin gözbebeği,
Göklerin resulüydün;
Elçi geldin, elçiler gönderdin;
Ruhunu Allah'a,
Elini ümmetine verdin.
Beşiğin, yurdun, yuvan
Mekke'de bunalırsan
Medine'ye göçerdin.
Biz dünyadan nereye
Göçelim ya Muhammed?
Yeryüzünde riya, inkar, hıyanet
Altın devrini yaşıyor;
Diller, sayfalar, satırlar
(Ebu Leheb öldü) diyorlar:
Ebu Leheb ölmedi, ya Muhammed;
Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor!
Neler duydu şu dünyada
Mevlid'ine hayran kulaklarımız:
Ne adlar ezberledi, ey Nebi,
Adına alışkın dudaklarımız!
Artık, yolunu bilmiyor;
Artık, yolunu unuttu
Ayaklarımız!
Kabe'ne siyahlar
Yakışmamıştır, ya Muhammed,
Bugünkü kadar!
Haset, gururla savaşta;
Gurur, Kafdağı'nda derebeyi;
Onu da yaralarlar kanadından,
Gelse bir şefkat meleği;
İyiliğin türbesine
Türbedar oldu iyi!
Vicdanlar sakat
Çıkmadan yarına.
İyilikler getir, güzellikler getir
Adem oğullarına!
Şu gördüğün duvarlar ki
Kimi Taif'tir, kimi Hayber'dir;
Fethedemedik, ya Muhammed,
Senelerdir!
Ne doğruluk, ne doğru;
Ne iyilik, ne iyi;
Bahçende en güzel dal,
Unuttu yemiş vermeyi;
Günahın kursağında
Haramların peteği!
Bayram yaptı yabanlar:
Semave'yi boşaltıp
Save'yi dolduranlar;
Atını hendeklerden -bir atlayışta-
Aşırdı aşıranlar;
Ağlasın Yesrib,
Ağlasın Selmanlar!
Gözleri perdeliyen toprak,
Yüzlere serptiğin topraktı;
Yere dökülmeyecekti, ey Nebi
Yabanların gözünde kalacaktı!
Konsun -yine- pervazlara
Güvercinler;
hu hu'lara karışsın
Aminler;
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fatihalar, Yasinler!
Ne oldu, ey bulut,
Gölgelediğin başlar?
Hatırında mı, ey yol,
Bir aziz yolcuyla
Aşarak dağlar taşlar,
Kafile kafile, kervan kervan
Şimale giden yoldaşlar?
Uçsuz bucaksız çöllerde,
Yine, izler gelenlerin,
Yollar gideceklerindir.
Şu Tekbir getiren mağara,
Örümceklerin değil;
Peygamberlerindir, meleklerindir;
Örümcek ne havada,
Ne suda, ne yerdeydi;
Hakkı göremiyen
Gözlerdeydi!
Şu kutu, cinlerin mi;
Perilerin yurdu mu?
Şu yuva-ki bilinmez,
Kuşları hüdhüd müdür, güvercin mi, kumru mu?-
Kuşlarını, bir sabah,
Medine'ye uçurdu mu?
Ey Abva'da yatan ölü
Bahçende açtı dünyanın
En güzel gülü;
Hatıran, uyusun çöllerin
Ilık kumlarıyla örtülü!
Dinleyene hala,
Çöller ses verir:
Yaleyl; susar,
Uğultular gelir.
Mersiye okur Uhud,
Kaside söyler Bedir.
Sen de, bir hac günü,
Başta Muhammed, yanında Ebubekir;
Gidenlerin yüzbin olup dönüşünü
Destan yap, ey şehir!
Ebubekir'de nur, Osman'da nurlar;
Kureyş uluları karşılarında
Meydan okuyan bir Ömer bulurlar;
Ali'nin önünde kapılar açılır,
Ali'nin önünde eğilir surlar.
Bedir'de, Uhud'da, Hayber'de
Hak'kın yiğitleri, şehid olurlar;
Bir mutlu günde, ki ölüm tatlıydı;
Yerde kalmazdı ruh; kanadlıydı.
Konsun -yine- pervazlara
Güvercinler;
hu hu'lara karışsın
Aminler;
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fatihalar, Yasinler!
Vicdanlar, sakat çıkmadan,
Ya Muhammed, yarına;
İyiliklerle gel, güzelliklerle gel
Adem oğullarına!
Yüreklerden taşsın
Yine imanlar!
Itri, bestelesin Tekbir'ini;
Evliya, okusun Kur'anlar!
Ve Kur'anı göznuruyla çoğaltsın
Kayışzade Osmanlar!
Na'tini Gaalip yazsın,Mevlid'ini Süleymanlar!
Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
Geri gelsin Sinanlar!
Çarpılsın, hakikat niyetine
Cenaze namazı kıldıranlar!
Gel, ey Muhammed, bahardır;
Dudaklar ardında saklı
Aminlerimiz vardır!..
Hacdan döner gibi gel;
Miraç'tan iner gibi gel;
Bekliyoruz yıllardır!
Bulutlar kanad, rüzgar kanad;
Hızır kanad, Cibril kanad;
Nisan kanad, bahar kanad;
Ayetlerini ezber bilen
Yapraklar kanad;
Açılsın göklerin kapıları,
Açılsın perdeler, kat kat!
Çöllere dökülsün yıldızlar;
Dizilsin yollarına
Yetimler, günahsızlar!
Çöl gecelerinden, yanık
Türküler yapan kızlar
Sancağını saçlarıyla dokusun;
Bilal-i Habeşi sustuysa
Ezanlarını Davud okusun!
Konsun -yine- pervazlara
Güvercinler;
hu hu'lara karışsın
Aminler;
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fatihalar, Yasinler!
Arif Nihat Asya
|
|